Türkiye - Avrupa Birliği Ilişkileri
1. Avrupa Topluluğu’nun Genişlemesi
1957’de Altı Kurucu ülke (almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, Italya, Lüksembourg) Tarafından Oluşturulan Topluluk Dört Kez Genişletilmiştir.
1973’de Danimarka, Ingiltere Ve Irlanda; 1981’de Yunanistan; 1986’da Ispanya Ve Portekiz; 1995’de Avusturya, Finlandiya Ve Isveç’in Katılmasıyla On Beş üyeli Bir Topluluk Oluşmuştur.
2. Türkiye-avrupa Topluluğu Ilişkileri
12 Eylül 1963’de Imzalanan Ve 1 Aralık 1964’de Yürürlüğe Giren Ankara Anlaşması Ile, Türkiye Ile Avrupa Ekonomik Topluluğu Arasında, Gümrük Birliği Esasına Dayalı Ve Sonuçta Tam üyeliği öngören Bir Ortaklık Kurulmuştur. Türkiye’nin 1960’lı Yıllardaki Durumunu Göz önüne Alan Ortaklık Anlaşması, Gümrük Birliği’nin Kurulması Için üç Dönem öngörmüştür.
Hazirlik Dönemi ( 1 Aralık 1964-31 Aralık1972)
Geçiş Dönemi ( 1 Ocak 1973-1 Ocak 1996)
Son Dönem (gümrük Birliğine Dayanan Bu Dönemde Akit Tarafların Ekonomi Politikaları Arasında Koordinasyon Güçlendirilmektedir.)
3. Tam üyelik Başvurusu Sonrası Gelişmeler
Türkiye 1987’de Topluluğa Tam üyelik Başvurusunda Bulunmuştur. 1989 Tarihli Komisyon Raporunda Türkiye’nin Başvurusu Değerlendirilmiş Ve Başvuru Reddedilmiştir. Hızlı Bir Nüfus Artışı, Işgücünün %50’den Fazlasının Tarım Kesiminde çalışması, Yüksek Enflasyonun Varlığı, Sosyal Güvenlik Düzeyinin Düşüklüğü Gibi Hususların Türkiye’nin Topluluğa Katılması Halinde Yükümlülüklerini üstlenilmesini Güçleştireceği Belirtilmektedir. Ayrıca, Türkiye Siyasal Haklar Açısından Da Yeterli Görülmemiştir. Bunlara Rağmen, Türkiye’nin Topluluğa Katılmaya Ehil Olduğu özellikle Vurgulanmaktadır.bu Gelişmelerin Ardından, Türkiye’nin Topluluktan Tamamen Uzaklaşmasını önlemek Için; Ankara Anlaşması Ile Hedeflenen Sınai Mallarda Gümrük Birliği’nin, 1995’e Kadar Gerçekleştirilmesi öngörülmektedir .
Türkiye Ile Ab Arasında, 1 Ocak 1996 Tarihinde Gümrük Birliğinin Kurulması Ile Dış Ticaretimizde Yeni Bir Dönem Başlamıştır. Gb Sadece Sanayi ürünlerini Ve Işlenmiş Tarım ürünlerini Kapsamakta, Geleneksel Tarım ürünleri Gb’nin Kapsamı Dışında Bulunmaktadır Gb Ile Türkiye, Ab’den Gelen Sanayi ürünlerine Uyguladığı Tüm Gümrük Vergileri Ve Eş Etkili Tedbirleri Ortadan Kaldırmış, Uygulamakta Olduğu Miktar Kısıtlamalarına Da Son Vermiştir. üçüncü ülkelerden Ithal Edilen ürünler Için Ise, Birliğin Ortalama Gümrük Tarifesi Kabul Edilmiştir. Ab’nin Ortak Gümrük Tarifesinin % 5-6 Dolayında Olduğu Düşünülürse Türkiye’nin Geçmiş Dönemlerle Karşılaştırıldığında Tarifelerini önemli ölçüde Indirdiği Anlaşılmaktadır özetle Gümrük Birliği, Sanayi Malları Alanında Ab’ye Karşı Tarifelerin Sıfırlanmasını Ve üçüncü ülkelere Karşı Da Bu Alanlarda önemli Bir Indirime Gidilmesini Ifade Eder. Böylece, Yeni Dönemde Türk Sanayi Artan ölçüde Dış Rekabetle Karşı Karşıya Gelmiş Bulunmaktadır.
Türkiye’nin Gümrük Birliği Ile Ilgili Yükümlülüklerini Yerine Getirme çalışmaları Sürerken, Temmuz 1997 Komisyon Tarafından Parlamentoya Gündem 2000 Isimli Bir Rapor Sunulmuştur. Bu Rapor Kapsamında, Birliğin Bundan Sonraki Genişleme Stratejisinin Unsurları Ve Başvuran ülkelere Ilişkin Durum Değerlendirmelerinin Hangi Kriterlere Göre Yapılacağı Belirtilmiştir. Böylece Bu Rapor, Genişlemenin Temel Metinlerden Biri Haline Dönüşmüştür.
Aralık 1997’deki Lüksemburg Zirvesi’nde, Türkiye’nin Adaylık Için Ehil Olduğu Ve Diğer 11 Aday ülke Le Birlikte Aynı Kriterlere Göre Değerlendirileceği Vurgulanmaktadır. Türkiye Diğer Aday ülkelerle Birlikte Avrupa Konferansına çağrılmıştır. Bununla Birlikte Ab’nin Azınlık Haklarından, Kıbrıs Sorununa Kadar Uzanan Bir Beklentiler Listesi De Vardır. Bunun üzerine Anasol-d Hükümeti Ab Ile Siyasi Diyalogu Askıya Aldığını Açıklamıştır. Kasım 1998’de Komisyon’un 12 Aday ülke Için Hazırladığı Ilk Düzenli Rapor Serisinde Türkiye’nin De Yer Alması, Türkiye’nin Adaylığının Bir Anlamda Onaylanması Olarak Nitelendirilmiştir. Raporun Açıklanmasının Ardından Aralık 1998’de Yapılan Viyana Zirvesi’nde, Türkiye Açısından Aynı Tedirginliklerin Var Olması Nedeniyle Taraflar Arası Ilişkilerde Bir Iyileşme Olmamıştır. Ekim 1999’da Açıklanan 2. Düzenli Rapor’da Türkiye’deki Son Gelişmeler Yine Kopenhag Kriterleri çerçevesinde Değerlendirilmiştir. Bu Raporda, özellikle Siyasi Engeller üzerinde Durulmaktadır (insan Hakları Ve Azınlıkların Korunması Konusundaki Eksiklikler, Işkencenin Hala Yaygın Oluşu Ve Ifade özgürlüğünün Kısıtlanması). Ekonomik Kriterler Açısından, Gerekli Hukuki Ve Yapısal Reform Programların Uygulanması Koşuluyla, ülkenin Birlik Içindeki Rekabet Baskılarıyla Başa çıkabileceği Belirtilmektedir. Aralık 1999 Tarihli Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’nin Diğer Aday Devletlerle Aynı Kriterler Temelinde Birliğe Katılmaya Yönelmiş Bir Aday Devlet Olduğu Vurgulanmaktadır (uysal, 2001:147-150).
Türkiye’de Sık Sık Sorulan Bir Soru, Avrupa Birliği’ne Girilip Girilmemesi Gerektiğidir. Bu Soru Günümüzde Yanlıştır. Sorulması Gereken Doğru Soru, Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi Almaya Niyeti Var Mıdır, Yok Mudur, Olmalıdır. Son 10 Yılda Yaşananlar, Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi Tam üyeliğe Alma Gibi Bir Niyetinin Kesinlikle Olmadığını, Ancak Türkiye’nin Stratejik önemi Nedeniyle De Türkiye’yi El Altında Ve Denetim Altında Tutmak Istediğidir. Bu Ise Ancak Türkiye Sömürgeleştirilerek Olabilir. Bu Nedenle, Avrupa Birliği’nin Yetkili Organları Ve özellikle Tam üyelik Konusunda Onay Vermesi Gereken Avrupa Parlamentosu, Gerek Taleplerinin Içeriği, Gerek üslubuyla, Bir Sömürge Valisi Gibi Davranmaktadır. Avrupa Birliği, 31.12.1995 Tarihi Itibariyle Girilen Gümrük Birliği Ile Isteklerinin Büyük Bir Bölümünü Elde Etmiştir. Bu Nedenle, Türkiye’yi Tam üyeliğe Alıp, Ab Yetkili Organlarında Türkiye’nin Temsil Edilmesini Kabul Etmesi Söz Konusu Değildir. Bu Nedenle Tam üyelik Için Sürekli Olarak Yeni şartlar Konmaktadır. ülkemizdeki Bazı çevreler Ise Tam Bir Teslimiyet Içinde Tüm Sorunların çözümü Için Avrupa Birliği’ne Bel Bağlamış, Ulusal Bağımsızlığı Ve Ulusal Egemenliği Gerektiğince Dikkate Almaz Bir Durumdadır.
Türkiye Ile Avrupa Birliği Arasındaki Ilişkiler Her Geçen Gün Daha Da önem Kazanmaktadır. Avrupa Birliği’nin Türkiye’den Talepleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter Devlet Yapısının Bütünlüğü Ve Bağımsızlığı Ile Bağdaşmayacak Isteklerdir. Bu Taleplerin Yerine Getirilmesi, Türkiye Cumhuriyeti’ni Parçalayarak, Ulusumuzu Bölecek, Yeni Bir Yugoslavya Yaratacaktır.
Türkiye, Sorunlarını Avrupa Birliği Sayesinde çözmeyecektir. Türkiye, Avrupa Birliği’ne üyelikle Güçlenmeyecektir. Türkiye Sorunlarını Avrupa Birliği’ne Rağmen çözecek Ve Güçlenecektir. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne Tam üye Olarak Kabul Edilebilmesi Ise Türkiye’nin Daha Da Güçlenmesine Bağlıdır.
Avrupa Birliği Ve Avrupa Birleşik Devletleri Uzun Bir öyküdür. Avusturyalı Kont Coudenhove Kalergi, 1923 Yılında Avrupa Birleşik Devletleri’nin Kurulması Doğrultusunda Bir çağrı Yapmıştı. Winston Churchill De 19 Eylül 1946 Tarihinde Avrupa Birleşik Devletleri’nin Kurulmasını Gündeme Getirdi.
Bugünkü Biçimiyle Avrupa Birliği, Işçilerin Birleşme Projesi Olarak Gündeme Gelmedi. Avrupa Topluluğu Tarafından 1987 Yılında Yayınlanan Bir Kitapta, Avrupa Topluluğu’nun Oluşumunun Birinci Nedeni Olarak, Avrupa’nın Iç çatışmalar Nedeniyle “dünya Sahnesinin Merkezindeki çok Eski Konumunu Yitirmesi” Ve “avrupa’nın Yerinin Iki Yeni Süper Güç Olan Amerika Birleşik Devletleri Ve Sovyetler Birliği Tarafından Alınmış Olması” Gösterilmektedir.
Bugün Avrupa Birliği’nin Kendi Silahlı Kuvvetlerini Kurması Doğrultusunda Adımlar Atılmaktadır. 1985 Yılından Beri Bir Avrupa Pasaportu Kullanılmaktadır. Beethoven’in Bir Eseri Avrupa’nın “ulusal” Marşıdır. Mavi Zemin üzerindeki 12 Sarı Yıldız Avrupa Birliği’nin Bayrağıdır. Avrupa Para Birimi Euro Da Kullanıma Girmiştir Ve Yakında Tedavüle çıkacaktır. Avrupa Birliği ülkelerinde Dükkanlarda Malların Fiyatları Hem O ülkenin Parasıyla, Hem De Euro Olarak Gösterilmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri’nden Farklı Bir Süreçle Bir Avrupa Birleşik Devletleri Oluşmaktadır.
Türkiye, Avrupa Birleşik Devletleri’nin Henüz çok Belirgin Bir Biçimde Ortada Olmadığı Koşullarda, Avrupa Ile Ekonomik Bütünleşme Sürecine Ankara Anlaşması Ile Girdi. Avrupa’nın Endüstrileşmiş Altı ülkesinin Oluşturduğu Avrupa Topluluğu, Uluslararası Dengeler Açısından önemli Bir Konuma Sahip Olan Türkiye’nin Ucuz Işgücünden De Yararlanmak Istiyordu. Türkiye’nin Avrupa Topluluğu Ile Ekonomik Bütünleşmesini öngören Ankara Anlaşması, Türkiye’deki Siyasal Gelişmelere, Dünyadaki Ekonomik Durgunluğa Ve Ardından Da Sovyet Sisteminin çökmesine Bağlı Olarak, Ancak Gecikmeli Biçimde Uygulanabildi.
Sovyet Sisteminin çöküşüne Kadar, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne Tam üyelik şansının Bulunduğundan Söz Edilebilir. Ancak Sovyet Sisteminin çöküşünün Ardından Güç Dengelerinde Ve Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye Bakışında önemli Bir Değişiklik Yaşandı. Avrupa Birliği, Türkiye’ye Olduğu Kadar, Akdeniz Bölgesindeki Diğer ülkelere Karşı Politikasını Da Yeniden Biçimlendirdi.
Bugün Kısa Ve Orta Vadede Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne Tam üyeliği Söz Konusu Değildir. Avrupa Birliği ülkeleri, Türkiye Ile Ilişkilerini Eşitlik Temelinde Değil, Bir Astlık-üstlük Ilişkisi Temelinde Yeniden Biçimlendirmek Istenmektedir. Avrupa Birliği, Aralarında Türkiye’nin De Bulunduğu Akdeniz ülkelerinin, Kendisini Sorunlu Bölgelerden Ayırtacak Bir Tampon Oluşturmasını Planlamaktadır. Bu Tampon Bölge Aynı Zamanda Gerektiğinde Kullanılabilecek Bir Ucuz Işgücü Kaynağı, Büyük Bir Pazar, Arzulandığı Biçimde Değerlendirilebilecek Doğal Kaynaklar Da Sağlamaktadır. Ayrıca, Avrupa Birliği Vatandaşlarının Turizm Gereksiniminin Ucuz Ve Güvenlikli Bir Biçimde Sağlanması Açısından Da Akdeniz Bölgesi önemlidir. Diğer Bir Deyişle, Avrupa Birliği, Her Açıdan Kendi Arka Bahçesini Yaratmaktadır. Türkiye Için Yeni Koşullarda Biçilen Rol Ise, Bu Arka Bahçede Yer Almaktır.
Avrupa Birliği, Gerek Tek Tek ülkeler, Gerek Bütünlük Olarak, Akdeniz Bölgesine Geçmişte De önem Vermişti. Ancak Sovyet Sisteminin çöküşü, Avrupa Birliği’nin Bu Bölgeye Ilişkin Politikalarında Köklü Değişikliklere Yol Açtı. Almanya, Gerek Doğu Ve Batı Almanya’nın Birleşmesiyle, Gerek De Avrupa Birliği’nin Orta Ve Doğu Avrupa’ya Doğru Genişleme Sürecine Girmesiyle, Avrupa Birliği Içindeki Gücünü Artırdı. Fransa Ve Italya Ise, Avrupa Birliği Içindeki Bu Yeni Dengeyi Bir Parça Değiştirmek Amacıyla, Akdeniz Bölgesindeki ülkelerle Ilişkilerin Geliştirilmesi Konusuna Ağırlık Verdi. Ayrıca, Avrupa Birliği’nin Bütününün, Akdeniz’de Hakimiyet Kurulmasından Büyük çıkarı Vardı.
16 Nisan 1999 Günü Stuttgart’ta Yapılan Ve Avrupa Birliği’nin üst Düzey Yetkililerinin Katıldığı Bir Toplantıda, Açık Oturumu Yöneten Yetkili, Roma Imparatorluğu’ndan Beri Ilk Kez Akdeniz’de Bir Bütünlüğün Sağlandığından Açıkça Söz Etti Ve Akdeniz Için, Birkaç Kez, Latince “mare Nostrum” (bizim Deniz) Kavramını Kullandı. Bugün Yaşanan Süreç Gerçekten Roma Imparatorluğu’nun Yeniden Kurulması, Akdeniz’in, “avrupa Birliği Imparatorluğu” Için “mare Nostrum” Olmasıdır. Türkiye’nin Imparatorluğun Karar Alma Mekanizmalarında Yer Alması, Avrupa Birliği’ne Tam üye Olması Söz Konusu Değildir.
Ayrıca, Ekonomik Alanda Avrupa Birliği’nin Istekleri Ile Imf Ve Dünya Bankası’nın Isteklerinin çoğu Benzer Niteliktedir. Avrupa Birliği’nin Meda (akdeniz) Fonlarından Yararlanmanın önkoşulu, Imf Ve Dünya Bankası’nın Onayladığı Programları Uygulamaktır.
“avrupa-akdeniz Ortaklığı çerçevesinde Ekonomik Ve Toplumsal Yapıların Reformuna Eşlik Edecek Mali Ve Teknik önlemler Konusundaki 23 Temmuz 1996 Tarihli Konsey Tüzüğü” (ec.no.1488/96) Bu önkoşulu şöyle Belirtmektedir:
“bu Destekleme Programlarından Faydalanacak ülkelerin Aşağıda Belirtilen Yeterlilik ölçütünü Sağlamış Olmaları Gerekmektedir: Ilgili ülke, Makro-ekonomik Düzeydeki Reformların Etkinliği Ve ölçüsü Ile Uyum Içerisindeki, Bretton-woods Kurumları (imf, Dünya Bankası, Y.k.) Tarafından Onaylanmış Bir Reform Programını Gerçekleştirmeli Veya Bu Kurumlarla Uyum Içinde Benzer Olan Programları, Onlar Tarafından Finansman Destekleri şart Olmasa Da, Uygulamalıdır.”
Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi üyeliğe Alarak Yetkili Organlarda Nüfusu Oranında Temsil Edilmesini Sağlama Gibi Bir Niyeti Kesinlikle Yoktur. Amaç, Avrupa Sermayesinin Gümrük Birliği Ile Elde Ettiği Imkanları Daha Da Geliştirmek, Türkiye’nin Ulusal Egemenliğini Dikkate Almamak, Türkiye’yi Yugoslavyalaştırmaktır. Avrupa Sermayesi, Geçmişte Dünyanın Birçok Bölgesinde Ve Kısa Bir Süre önce Yugoslavya’nın Parçalanmasına Katkısında Sağladığı Deneyimi Türkiye’de De Değerlendirme çabası Içindedir. Bu Anlayışın Insan Haklarıyla Ve Demokrasiyle Bağdaştırılabilmesi Mümkün Değildir. Türkiye’yi Sömürgeleştirme çabası Içinde Olanların Insan Hakları Ve Demokrasi Konularında Söyledikleri De Başka Amaçlıdır. Bizlere Düşen Görev, Ulus ötesi Sermayenin Ve Avrupa Sermayesinin Bu Oyunlarına Karşı, Türkiye Cumhuriyeti’nin Bütünlüğüne Ve Bağımsızlığına Ve Laik Ve Demokratik Sosyal Hukuk Devletine Sahip çıkmak, Ulus-devleti Daha Da Demokratikleştirerek Ve şeffaflaştırarak Güçlendirmektir.
4. Avrupa Birliği Nedir?
Avrupa Birliği, Avrupa Birleşik Devletleri’ni Oluşturma Projesidir. Ancak Bugüne Kadar Avrupa Birliği’nin Uyguladığı Politikalar, Avrupa Sermayesinin Politikaları Olmuştur.
Birinci Ve Ikinci Dünya Savaşları Avrupa’dan çıktı Ve öncelikle Avrupa’yı Tahrip Etti. Her Iki Dünya Savaşının Sonunda Da Komünist Partilerinin Iktidara Geldiği ülke Sayısı Arttı. Birinci Dünya Savaşı’ndan Sonra Komünistlerin Yönlendirdiği Ayaklanmalardan Yalnızca Sovyetler Birliği’nde Gerçekleşeni Iktidarda Kalabildi. Ancak Ikinci Dünya Savaşı Sonrasın
NOT: Sitedeki dosyalar üye olmak için öğrencilerin, öğretmenlerin,
Akademisyenlerin gönderdiği dosyalardan oluşmaktadır. Tümü Eğitim ve öğretim
amaçlıdır. Bu dosyaların tümünün editörden kontrol edilerek geçirilmesi yoğun
bir emek gerektiğinden, gözden kaçmış olanlar olabilir. Ayrıca bir üyemiz
tarafından gönderilen bir dosyanın telif hakkına tabi olup olmadığını her
durumda tespit edemeyebiliriz. Böyle bir durumu fark etmeniz halinde dosyanın
siteden kaldırılması için dosya adını bize mail atmanız halinde İlgili dosya 1 saat içerisinde ivedilikle
siteden kaldırılır ve kaldırıldığına dair bilgilendirme size mail yolu ile bilgi
verilir.
Telif haklarına gösterilen özen konusunda bize yardımcı olduğunuz için teşekkür ederiz..